
STK’nız gerçekten toplumsal etki mi üretiyor, yoksa yalnızca faaliyet mi yürütüyor?
Bu soru, günümüz sivil toplum yönetiminin en kritik eşiğini ifade ediyor.
Bir vidanın çekiçle çakılmaya çalışıldığını düşünün.
Niyet doğrudur; amaç bir şeyi sabitlemek, güçlendirmek, tamamlamaktır.
Fakat yöntem yanlıştır. Çünkü vida çekiçle değil, doğru anahtarla sıkılır.
İşte sivil toplum alanında yaşanan pek çok sorun da tam olarak bu basit hatadan doğar:
Doğru amaçlar, yanlış yöntemlerle yürütülmeye çalışılır.
Sivil toplum kuruluşları kâr elde etmek için değil, toplumsal fayda üretmek için vardır.
Ancak uygulamada, bu yapıların giderek birer ticari işletme mantığıyla yönetildiği görülür.
Hızlı büyüme arzusu, görünürlük kaygısı, plansız proje başlangıçları ve mevzuata uyumsuz mali süreçler;
iyi niyetle yola çıkan birçok yapının zamanla yıpranmasına, bağışçı güveni kaybetmesine ve
sürdürülebilirlik sorunları yaşamasına neden olur.
Oysa sivil toplumun gücü, büyüklüğünden değil güvenilirliğinden gelir.
Bir kuruluşun gerçekten fayda üretebilmesi; yalnızca sahada görünür olmasına değil,
aynı zamanda hukuki uyumuna, mali şeffaflığına ve kurumsal yönetişim yapısına bağlıdır.
Toplanan her bağışın hesabını verebilmek, yürütülen her faaliyeti ölçülebilir kılmak ve
her adımı etik ilkelere dayandırmak, sivil toplumun varlık sebebinin ayrılmaz parçalarıdır.
Bu unsurlar zayıfladığında, yapılan işlerin büyüklüğü ne olursa olsun kalıcılık sağlanamaz.
Günümüz dünyasında sivil toplum artık yalnızca gönüllülükle ayakta duran bir alan değildir.
Gönüllülük hâlâ en kıymetli güçtür; fakat onu taşıyan yapının
stratejik planlama, profesyonel STK yönetimi ve etkili kaynak yönetimi ile desteklenmesi gerekir.
Aksi halde iyi niyet, kurumsal yorgunluğa dönüşür; emek ise beklenen sosyal etkiyi üretemeden dağılır.
Bu nedenle modern sivil toplum anlayışı, duyguyla aklı; gönüllülükle sistemi;
heyecanla disiplini birlikte yürütmeyi zorunlu kılar.
Toplumsal fayda üretmenin en sessiz ama en belirleyici tarafı,
görünmeyen arka plandaki doğru kurumsal süreçlerdir.
Mevzuata uygunluk, şeffaf muhasebe, stratejik planlama ve iç denetim mekanizmaları
çoğu zaman sahadaki bir faaliyet kadar dikkat çekmez.
Fakat kalıcılığı sağlayan tam da bu görünmeyen omurgadır.
Sağlam olmayan bir omurga üzerine inşa edilen en büyük projeler bile zamanla sarsılır.
Bu yüzden sivil toplumun geleceğini belirleyecek temel soru şudur:
Daha çok iş yapmak mı, yoksa doğru işi doğru şekilde yapmak mı?
Gerçek etki, nicelikte değil nitelikte saklıdır.
Kalıcılık ise hızda değil doğrulukta.
Sonuç olarak, sivil toplum kuruluşlarının bir işletme gibi yönetilmeye çalışılması
kısa vadede hareketlilik sağlayabilir;
ancak uzun vadede kurumsal güveni zedeler, sosyal etkiyi zayıflatır ve sürdürülebilirliği azaltır.
Oysa doğru yöntemlerle yönetilen yapılar, daha yavaş büyüse bile
çok daha derin ve kalıcı bir iz bırakır.
Çünkü toplumsal fayda, ancak doğru araçlarla üretildiğinde gerçek anlamına kavuşur.
Ve her zaman hatırlanması gereken o basit gerçek şudur:
Vida çekiçle değil, doğru anahtarla sıkılır.
Bu raporu paylaşın